reklam

Flickr

  • Resmin tanımı Başlık-resim altyazısı
  • BOŞ BIRAK BURAYA YAZI YAZ
  • Google'dan kontakt lens kamera BURAYA YAZI YAZ

REKLAM VER BURAYA


Aşk ve Çılgınlık

Yazar Ahmet Girgin 9 Nisan 2018 Pazartesi 0 yorum
Masal bu ya; uzun yıllar önce, dünya oluşmamış,
insanlar dünyaya ayak basmamışken, iyi huylar
ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez halde
dolaşıyorlarmış. Birgün toplanmışlar ve her
zamankinden daha fazla canları
sıkkın oturuyorlarken;
SAFLIK ortaya bir fikir atmış;
“Neden saklambaç oynamıyoruz?”
Hepsi bu fikri beğenmiş. Hemen,
ÇILGINLIK bağırmış; “Ben ebe olmak ve saymak
istiyorum”. Başka hiçkimse ÇILGINLIK’ı arayacak
kadar çıldırmadığı için hemen kabul etmişler.
ÇILGINLIK bir ağaca yaslanmış ve saymaya
başlamış. “Bir, iki, üç…” ÇILGINLIK saydıkça, iyi
huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.
“Kırkbir, kırkiki, kırküç…”
ŞEFKAT; Ay’ın boynuzuna asılmış,
İHANET; Çöp yığınının içine girmiş,
SEVGİ; Bulutların arasına girmiş,
HASET; Zaten oyna katılmamış,
YALAN; Bir taşın arkasına saklanacağını söylemiş
ancak yalan söylemiş, çünkü gölün dibine
saklanmış,
TUTKU; Dünyanın merkezine gitmiş,
PARA HIRSI; Bir çuvalın içine girerken çuvalı
yırtmış.
ÇILGINLIK; saymaya devam etmiş;
AŞK’ın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar o
ana kadar zaten saklanmış.
AŞK kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını
da bilmiyormuş.
ÇÜNKÜ HEPİMİZ AŞK’I SAKLAMANIN NE KADAR
ZOR OLDUĞUNU BİLİRİZ.
Ve
ÇILGINLIK doksan sekiz, doksan dokuz’dan sonra
yüz’e geldiğinde, AŞK, hızla sıçrayıp güllerin
arasına girmiş ve saklanmış.
ÇILGINLIK bağırmış;
ÖNÜM,
ARKAM,
SAĞIM,
SOLUM,
SOBEEEEEEE
Arkasını döndüğünde, ilk önce TEMBELLİĞİ
görmüş, o ayaktaymış. Çünkü saklanacak enerjisi
yokmuş.
Sonra ŞEFKAT’i ayın boynuzunda görmüş ve
İHANET’i çöplerin arasında,
SEVGİ’yi bulutların arsında, YALAN’ı gölün
dibinde ve TUTKU’yu da dünyanın merkezinde.
Hepsini birer birer bulmuş,
Ancak o kadar aramasına rağmen birini
bulamamış.
Ve ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış. Bulamadığı
AŞK’mış.
Derken HASET, AŞK bulunamadığı için adına
yakışır bir şekilde, ÇILGINLIK’ın kulağına
fısıldamış;
“AŞK, güllerin hemen arkasına saklanmıştı”
ÇILGINLIK, uzun süredir aradığı AŞK’ı bulamama
ve çok zaman kaybetmenin hırsıyla çatal şeklinde
tahta bir sopa almış ve güllerin arasına saplamış,
saplamış… ta ki, yürek burkan bir haykırma onu
durdurana kadar saplamayı sürdürmüş. Ve
haykırıştan sonra AŞK, elleriyle yüzünü
kapayarak ortaya çıkmış, parmaklarının
arasından sicim gibi kan akıyormuş.
ÇILGINLIK, AŞK’ı bulmak isterken o hırsla AŞK’ın
gözlerini çatal sopa ile kör etmiş. Çaresizlik
içindeki ÇILGINLIK, “Seni kör ettim. Nasıl
onarabilirim?” diye bağırmış.
AŞK cevap vermiş:
“Artık iş işten geçti, gözlerimi geri veremezsin.
Ama benim için bir şey yapmak istersen benim
rehberim olabilirsin.”
İşte o gün bu gündür
AŞK’IN GÖZÜ KÖRDÜR…
ÇILGINLIK DA ONUN HER ZAMAN REHBERİDİR…
Devamını Oku...

HIRSIZ'DA OLSA..

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Yangın olanca hızıyla devam ederken,biz dehşetli korkuyla kendimizi zor atmıştık dışarı.İtfaiyeler dakikalar içinde olay yerine gelmiş,içerdeki mahsur kalanları tahliye etmek için hızla çalışmaya başlamışlardı hemen.On dakika içinde birçok kişide çıkarılmıştı alev alev yanan apartmandan dışarıya.Artık içeride  kimsenin kalmadığını düşünerek rahat bir nefes almıştım.Fakat iki dakika sonra bir bağırış kopmuştu."Orta katta biri var.Alevler balkona,onun olduğu yere ulaşmak üzere.Şu tarafta..."Hepimiz bağıran adamın işaret ettiği tarafa bakıyorduk.Dikkat ettiğimde gerçekten gece karanlığında bir karaltı görmüştüm,orta katlardaki balkonun birinde.Alevler binanın içinden balkona ulaşmışken,adam artık can acısıyla bağırmaya başlamıştı.Üzerinde bulunan paltoya daha sıkı sarıldığını gördüğümde,vücudunu o sıcaklıktan korumak istediğini düşünmüştüm.İtfaiye aracının merdiveni dakikalar içinde balkona ulaştırılmış fakat o dakikaya kadar adamın acı çığlıkları kulaklarımızı tırmalamıştı.Şükürki merdiven birkaç metreyle balkona ulaşamasada adam can havliyle balkondan kendini boşluga bırakmış ve merdiven kafesine düşmüştü sağ salim.Herkes aşağıda rahat bir nefes alırken,merdiven aşağıya yaklaştıkca kim olduğunu anlamaya çalışıyorduk bu adamın.Yüzü ve elbiseleri duman isinden simsiyah olmuş adama dikkatlice baktığımda,mahellede "hırsız"diye anılan Selver olduğunu anlamıstım kurtarılan kişinin.Benimle birlikte herkeste anlamıs olacakki adamın o an adamın üzerine yürümüşler ve linç etmeye kalkmışlardı.Fakat görevliler müsade etmemişti buna.O anda paltosunu sıkıca sardığını gören apartmanın yöneticisi"Yangından istifade edip,çaldığın şeylerimi gizliyorsun paltonun içine.Keşke yanıp kül olsaydın o alevlerin içinde"diye bağırınca,adam o anda kendisini linç etmek isteyen kalabalığa baktı hüzünle.Ve simsiyah olmuş yanaklarından bir damla yaş süzüldüğünü farketmiştik o karanlıkta.Sonra sıkıca birsey saklıyormuş gibi kapattıgı paltonun arasından örtülere sarılmış bir bebek çıkardı ve görevlilere uzattı.Herkes şaşırmış ve sus pus olmuştu o anda.Yangında bayılan kadınlardan birinin bebeğini hırsızlıkla suçladığımız bu adam canı pahasına kurtarmıştı meğer.Yazar Suat
Devamını Oku...

Malik bin Dinar bir yıl hacca gitti.

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Haccını tamamladığı gece rüyasında şöyle bir ses işitti: “Ey Malik! Hacca gidenlerden Muhammed oğlu Abdurrahman affedilmedi.”

Malik bin Dinar sabahleyin çevresinde Muhammed oğlu Abdurrahman’ı aramaya başladı. Sordukları kimseler ona: “Aradığın kimse Kur’an ehlidir. Her yıl hacca gelir.” dediler. Araya araya onu bir köşede Kur’an okurken buldu. Abdurrahman onu görünce bir ah çekip bayıldı. Daha sonra şöyle dedi: “Beni rüyanda gördün. Bana Allah-u Zülcelal’in beni affetmediğini söylemeye geldin değil mi?”

Malik bin Dinar bu duruma çok şaşırdı. Ona hayret edip sordu: “Sen salihlerden birine benziyorsun. Çok merak ettim. Acaba Allah-u Zülcelal seni neden affetmiyor? Ne günah işledin?”

Bu soruya karşılık Abdurrahman şöyle anlattı: “Bir Ramazan ayının ilk gecesi idi. İçki içip sarhoş olmuştum. Bu sırada babam beni aramış ve bir yerde yatar bulmuş. Beni çekince ben de sarhoşluktan kendimi bilmez halde ona vurup gözünü çıkarmışım. O da bana beddua etmiş. Ertesi gün ayılınca neler yaptığımı büyük bir üzüntü ile öğrendim. Bütün içki küplerini yok ettim. Kölelerimi azat ettim. Yaptıklarıma pişman olup doğru yola girdim. Her yıl böyle hacca gelir dua ederim. Fakat her seferinde sizin gibi birisi rüyasında: “Allah seni affetmedi!” diye söyler.” Abdurrahman bunları anlatırken tekrar ağlamaya başladı. Onun bu haline Malik bin Dinar çok acıdı, babasını kim olduğunu sorup yerini öğrenerek yanına gitti. Babası Malik bin Dinar’ı görünce şöyle dedi: “Hoş geldiniz ya Malik bin Dinar! Buyurun bir istediğiniz varsa hemen yerine getireyim.”



Malik bin Dinar şöyle dedi: “Farz et ki kıyamet kopmuş, oğlun Abdurrahman’ı tutup cehenneme götürüyorlar. Onu bu halde görsen üzülmez misin?” Bunu duyan babası ağlamaya başladı. Daha sonra kendine gelip dedi ki: “Sen şahit ol ki, oğlumun kusurunu affettim ve ona hakkımı helal ettim.” Daha sonra Malik bin Dinar, ondan izin alarak oğlunun yanına gidip müjdeyi verdi ve babasının onu görmeye geleceğini söyledi. Bunu duyan Abdurrahman ağlayarak tekrar bayıldı.

Bu sırada babası geldi. Malik bin Dinar’a şöyle rica etti: “Oğlumu affettim. Diğer âleme yakın zamanda göçeceğini zannediyorum. Şahadet getirip ruhunu teslim etsin.” Malik bin Dinar şahadeti telkin etmeye başladı. Fakat Abdurrahman cevap vermiyordu. Nihayet gözlerini açıp karşısında babasını görünce ona yalvaran bir sesle dedi ki:

“Babacığım ne olur, gel sen de benim gözümü çıkar ki, kıyamete kalmasın!” Babası şöyle dedi: “Ey Gözümün nuru! Ben suçunu bağışladım. Senden razı oldum.”

Bu sırada Abdurrahman iki defa şahadet getirdi. Malik bin Dinar ona:

“Halin nasıldır?” diye sordu. O da şu şekilde cevap verdi:

“Baygın halde iken başucumda elinde topuz olan bir melek durup bana: “Baban senden razı değil. Ben topuzla senin başına vuracağım.” dedi. Az sonra başka bir melek gelip yeşil bir mendille gözlerimin yaşını sildi ve dedi ki: “Şahadet getir! Baban ve Allah-u Zülcelâl senden razı oldu.” Abdurrahman bunları söyler söylemez vefat etti.
Devamını Oku...

Can Çekişen Genç

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Şeyh Müzenî el-Kebîr rahmetullahi aleyh’den:

“Ben Mekke’de olduğum bir sıra içime can sıkıntısı geldi. Ben de belki sıkıntım gider diye, şehir dışına doğru yola çıktım. Meymûne radıyallahu anhâ’nın kuyusuna vardığımda yerde can çekişen bir gençle karşılaştım. Hemen yanına gidip ona:
Devamını Oku...

BİR HİKAYEM VAR OKURMUSUNUZ

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Hz İsa bir gün köye uğrar. Köyde
bir elbise boyacısı vardır ki bütün köylüler
kendisinden şikayetçidirler. Çünkü boyacı
elbiseleri boyamak için bir yandan sularını
kesmekte, bir yandan da boyalarla suyu
kirletmektedir.
Köylüler toplanarak hep birden boyacıyı İsa
(Aleyhisselâm)'a şikayet ederler ve "Ey İsa!..."
derler. "Bu adama öyle bir bedduâ edin ki
gidişi olsun, fakat bir daha dönüşü olmasın."
Bunun üzerine İsa Peygamber de şöyle duâ
eder:
"Allah'ım!.. O adama öyle siyah bir yılan
musallat et ki, onu sokup öldürsün. Bir daha
da gelmek nasip olmasın."
Boyacı her zamanki gibi yine yanına üç ekmek
alarak suyun kenarına gider ve elbiseleri
boyamaya koyulur. Tam bu sırada yanında bir
abid (kendisini Allah'a ibadete adayan bir
kimse) beliriverir. Abid oradaki dağlardan
birinde ibadetle meşgul olmaktadır. Boyacıya
selam vererek ona, "yanında yiyecek içecek bir
şeyin var mı? Şu kadar zamandır ağzıma bir
lokma ekmek bile atmadım. Kendisini görsem
veya koklasam yine bana yetecek" diye çok aç
olduğunu bildirir.
Boyacı hemen elini çantasına atar ve bir
ekmek çıkararak abide uzatır. Abid halinden
memnun, "Ey boyacı!..." der. Allah (Celle
Celâluhû) senin günahlarını affetsin, kalbini
arıtsın."
Boyacı ikinci ekmeği de uzatınca abid, "Ey
boyacı, Allah geçmiş ve gelecek günahlarını
affetsin" der. Bu defa da son ekmeğini
uzatınca "Ey boyacı, Allah (Celle Celâluhû)
sana Cennette bir köşk nasip etsin" diye hayır
duâda bulunur.
Akşam olunca boyacı köye döner. Köylüler
şaşkın şaşkın kendisini süzmekte ve neden
ölmediğine hiçbir mana verememektedirler.
Kesin olarak inanmaktadırlar ki, Allah yolunun
temsilcisi olan bir Peygamberin bedduâsı
muhakkak ki yerini bulmalıdır. İşte bu
düşünceler altında köylüler toplanarak hep
birden yine İsa (Aleyhisselâm)'ın huzuruna
varırlar. Durumu kendisine bildirince O da
"Çağırın onu bana" der. Çağırırlar, boyacı da
gelir, İsa Peygamber kendisine şunu sorar: "Ey
boyacı, anlat bakalım bugün ne iyilik yaptın?"
Boyacı, su başında bir abide rastladığını, ona
ekmeklerini verdiğini, her bir ekmek verişinde
de ayrı ayrı duâsını aldığını bir bir ortaya
döker. Durumu anlayan İsa Peygamber bu defa
çantasını getirip açmasını söyler. Adam da
çantasını getirerek açar. Bir de bakarlar ki
çantanın içinde simsiyap bir yılan çöreklenmiş
yatıyor. Herkes hayretten dona kalır.
İsa (Aleyhiselâm) yılana yaklaşarak "Ey siyah
yılan!..." der. "Anlat bakalım, neden bu adamı
sokup öldürmedin?" Yılan derin bir mahcubiyet
içinde şöyle cevap verir:
"Ey Allah'ın Peygamberi!... (Emrinizi yerine
getiremememin derin üzüntüsü içindeyim)
fakat dağdan birisi indi, ekmek istedi, boyacı
da bütün ekmeklerini vererek onun karnını
doyurdu. Karnı doyan adam boyacıya ard arda
üç hayır duâda bulundu ki sormayın.
Bir melek ayakta durarak devamlı "amin
(kabul et ya Rabbi!...)" diye yalvarıp yakardı.
İşte o sırada Allah (Celle Celâluhû) bir melek
göndererek demirden bir gemle benim ağzımı
gemletti, ben de boyacıyı sokup öldüremedim.
O yüzden beni bağışlayınız.
İsa (Aleyhisselâm) sonunda boyacıya müjdeyi
vererek şu tavsiyede bulunur: "Ey boyacı!...
Bundan böyle kendine yeni bir iş tut. Şüphesiz
ki Allah (Celle Celâluhû) seni bağışladı.

"Allah'ım bizi de bagışlanan kullardan eyle..lütfen sayfamızı begenmeyi unutmayın..  
Devamını Oku...

Sen sus melekler konuşsun.

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Sen sus melekler konuşsun.
Efendimiz ile Hz. Ebubekir'in (r.A) arasında geçen şu
kıssasını daima kulaklarımıza küpe olmalıdır.
Sevgili Peygamber (S.AV)'imiz yakın dostu Hz. Ebubekirle
Medine'nin sıcak bir günü oturmaktadırlar.
Biraz sonra içeriye bir adam girer. Etrafına baktıktan sonra
Hz. Ebubekir'in yanına oturur ve hemen çirkin sözlerle Hz.
Ebubekir'e saldırmaya başlar.
Hakaret eder, onu küçümsemeye çalışır, ona tacizde
Devamını Oku...

KURTULAN TÜCCAR..

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Atlı bir eşkıya, Şam ile Medine arasında ticaret yapan bir tüccara bağırır:
- Davranma öldürürüm.
- İşte malım. Hepsini al ve beni serbest bırak!
- Mal zaten benim olacak. Ben senin canını da almak istiyorum.
- O hâlde bana biraz mühlet ver, abdest alıp namaz kılayım!
Eşkıya, izin verir. Tüccar, abdest alıp dört rekât namaz kılar. Namazdan sonra dua eder. Dua bitince, hemen orada yeşil elbiseli bir süvari belirir. Eşkıya, bu süvariye saldırır, fakat süvari bir darbe vurup eşkıyayı attan düşürür. Sonra tüccara der ki:
- Haydi, şimdiye kadar çok insanın canına kıyan şu eşkıyayı öldür!
- Bir cana nasıl kıyarım ki?
- Fakat bu eşkıya seni öldürecekti. Bunu öldürmezsen daha çok cana kıyar.
- Ben hayatımda kimseyi öldürmedim. Beni mazur gör!
Süvari, eşkıyayı öldürür. Eşkıyadan kurtulan tüccar, süvariye sorar:
- Sen kimsin?
- Ben 3. kat gökte bulunan bir meleğim. Sen birinci defa dua ettiğinde gök kapıları öyle çalındı ki, önemli bir olayın olduğunu anladık. İkinci defa dua ettiğinde gök kapıları açıldı. Üçüncü defa dua edince, Cebrail aleyhisselam geldi. (Şu zavallıyı kurtar!) dedi. Ben de, hemen geldim. Bu eşkıyayı öldürmeyi, Allahü teâlâ bana nasip etti. Ey tüccar, iyi bil ki, kim de, senin gibi dua ederse, Allahü teâlâ onun sıkıntısını giderir, ona yardım eder.
Tüccar, Medine'ye dönüp, başından geçenleri anlatınca, Resulullah efendimiz buyurur ki:
(Elbette Allahü teâlâ, sana Esma-i hüsnayı telkin etti. O isimlerle dua edilirse, Allahü teâlâ, o duayı kabul eder, istenileni verir.) [Şir'a]

Devamını Oku...

İsrailoğuları peygamberlerinden bir peygamber olan

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
İsrailoğuları peygamberlerinden bir peygamber olan Üzeyir Aleyhisselam azığını almış, eşeğine binmiş giderken bir kasama yıkıntısına uğramıştı. Ayeti kerimede şöyle buyruluyor,Veya çatıları çöküp altı üstüne gelmiş ıssız bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedinmi. (Bakara 259.)
Virane kasabayı uzaktan seyreden ve orada konaklayan Üzeyir a.s. Ölenlerin nasıl dirileceği hususunda düşünceye daldı ve bu tefekkür hali içinde iken, Allah bunu bu ölümünden sonra nasıl diriltecek. (Bakara 259.) dedi.
Devamını Oku...